YGS’ye girecekler dikkat! Sınav yerleri açıklandı

2014 YGS’ye giriş yerleri açıklandı. Sınava hazırlanan adaylar YGS’ye giriş yerlerini ÖSYM’nin http://www.osym.gov.tr internet adresinden öğrenebilecek.

Sınav yerlerini aşağıda yer alan ÖSYM’nin sitesinden öğrenebilirsiniz…

TIKLA ÖĞREN….

2014 YGS 23 Mart Pazar günü yapılacak ve Adaylar Sınav giriş yerleri ve sınav giriş belgesi bilgilerini 13 Mart 2014 tarihinden itibaren Aday işlemleri servisi ais.osym.gov.tr adresinden öğrenebilecektir. 2014 YGS sınavı aday işlemlerini aşağıdaki linke tıklayarak ais.osym.gov.tr adresinden öğrenebilirsiniz.

Yükseköğretime Geçiş Sınavı; Türkçe, Sosyal Bilimler, Temel Matematik ve Fen Bilimleri olmak üzere 4 bölümden oluşur. Her bölümden 40 soru olmak üzere toplamda 160 soru sorulmaktadır. Sınav süresi, tek oturumda 160 dakikadan oluşmaktadır.

Lisans Yerleştirme Sınavı’na girmeye hak kazanabilmek için herhangi bir puan türünde 180 puanın geçilmesi gerekir. Sınava giren adayın sınav sonuçları; YGS-1, YGS-2, YGS-3, YGS-4, YGS-5, YGS-6 olmak üzere 6 farklı puan olarak açıklanır.

Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) Tarihi, Saati ve Süresi: 23 Mart 2014 (Pazar), 10.00, 160 dakika Lisans Yerleştirme Sınavları (LYS) Başvuru Tarihleri: 21-30 Nisan 2014

LYS-1: Lisans Yerleştirme Sınavı-1 (Matematik) Tarihi, Saati ve Süresi: 15 Haziran 2014 (Pazar),10.00, 135 dakika LYS-5: Lisans Yerleştirme Sınavı-5 (Yabancı Dil) Tarihi, Saati ve Süresi: 15 Haziran 2014 (Pazar), 14.30, 120 dakika

LYS-2: Lisans Yerleştirme Sınavı-2 (Fen Bilimleri) Tarihi, Saati ve Süresi: 21 Haziran 2014 (Cumartesi), 10.00, 135 dakika

LYS-3:Lisans Yerleştirme Sınavı-3 (Edebiyat-Coğrafya) Tarihi, Saati ve Süresi: 22 Haziran 2014 (Pazar), 10.00, 120 dakika

LYS-4: Lisans Yerleştirme Sınavı-4 (Sosyal Bilimler) Tarihi, Saati ve Süresi: 14 Haziran 2014 (Cumartesi), 10.00, 135 dakika

2014 ÖĞRENCİ SEÇME VE YERLEŞTİRME SİSTEMİ – GİRİŞ BELGESİ DÖKÜMÜ

Tereyağı yumurta ve kırmızı eti eksik etmeyin

Uzmanlar, yüksek kalori içerdiği için diyet programlarına dahil edilmeyen tereyağı, yumurta ve kırmızı etin öğünlerden çıkarılmaması gerektiği konusunda rejime girenleri uyarıyor.

DÜ Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlknur Arslanoğlu, protein ve yağın zararlı ve kanserojen gösterilmesi konusunda kırmızı etle bağırsak kanseri arasında bağlantı kurulduğunu belirtti.

Her türlü yanmış, kömürleşmiş, fazla pişirildiği için proteinleri denature olmuş, bozulmuş besinin kanserojen etkileri olduğunu vurgulayan Arslanoğlu, şunları söyledi:

“Tabii ki besinlerle ilk karşılaşan kısımlarımızdan biri de bağırsak olduğu için risk altında ama bu pişirme şekliyle, dengesiz beslenme, bir tarafa doğru beslenmeyle ilgili. Ne kırmızı eti, ne yumurtayı, ne tereyağını hayatımızdan uzaklaştırmamamız lazım. Bu üçlü adeta günah keçisi olarak ilan edildi. Sakatat ve deniz kabuklularının da ‘kolesterolü yüksek’ diyerek, diyetten uzaklaştırılması doğru değil. Kolesterol tabii ki besinlerde var. Yumurta sarısında yoğun. Kırmızı etin ve tereyağın içerisinde yüksek oranda doymuş yağlar var. Biz ‘kalp krizinden kurtulalım’ diye doymuş yağlardan ve kolesterolden kaçacak olursak, hem kalp kasımızın en önemli besleyicilerinden hem değerli aminoasitlerden hem de yine kalp kasını destekleyen, çalışmasını kolaylaştıran, zarlarını stabilize eden hatta sinir sisteminin, beynin, nöronların ve tüm diğer değerli dokularımızın korunmasını sağlayan esansiyel yağlardan da kaçmış oluyoruz.

Sadece doymamış yağ ile beslenmek sanıldığı gibi organizma için sağlıklı değil. Doğru oranı tutturmak gerekiyor.”

Kolesterolün besinlerdeki yağlar nedeniyle yükseldiği tezine karşı olduğuna dikkati çeken Arslanoğlu, kolesterolü, karaciğerde sentez edilen molekül bulunduğunu, ihtiyaç duyulduğunda vücudun üretme yeteneği varsa yükseleceğini sözlerine ekledi.

Bir Ayet Bir Hadis Bir Ayet Bir Hadis

Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a mahsustur. Böyle iken inkâr edenler başka şeyleri Rablerine denk tutuyorlar.

Ayet-i Kerime – En’âm/1

Sizden biri başının arkası üstüne uyuduğu zaman şeytan üç düğüm atar. Her düğümü yerine sağlamlaştırmak için de “uzun gece boyunca uyu diyerek” eliyle vurur. Eğer o kimse uyanır da Allah’ı zikrederse bir düğüm çözülür, abdest alırsa bir düğüm daha çözülür. Eğer namaz kılarsa bütün düğümleri çözülmüş olarak, o neşeli bir şekilde ve ferah bir gönülle sabahlar. Yoksa mahzun bir kalbe ve tembel olarak sabaha çıkar.

Hadis-i Şerif /Râmûz El-Ehadis

Şom ağızlılara bakmayın

Buharın bulunmasıyla, evlerde, gemilerde, trenlerde, fabrikalarda hep odun yakıldığından o zamanın mühendisleri ve siyasileri bir gün gelip ormanların biteceğini, yeni ekilenlerin bile büyümeden kesilip yakılacağını, dişlerin arasını temizleyecek kürdan bile bulunamayacağını söyleyerek halkı telaşa kaptıran konuşmalar yapıp yazılar yazılırdı.
Bugüne kadar insanların kirlettiği sular bütün okyanusları dolduracak kadar çoktu.

Şom ağızlıların küçücük akıllarının hesaplarına göre şimdi bizim bir damlacık temiz suyumuz olmayacaktı. Ama Kuddüs olan Rabbimiz, kirlenen suları buhar halinde gökyüzüne çıkarıyor, güneş ve hava imbiğinden geçirip tertemiz halde yeryüzüne indiriyor.

Fırat nehrinin kenarında abdest alırken bile su israfı yapmayacak şekilde eğitilmemizi sağlamış dinimiz.

Milattan önce Çinli bir bilginin bir gün gelecek bu dünya bu insanlara yetmeyecek demiş ve bir örnek de vermiş: bir babanın beş çocuğu olsa, baba ölünce yirmi beş dönümlük tarlayı, beş çocuk beşer dönüm bölüşse, beş çocuğun beşer çocuğu olsa onlara da bölüştürülünce birer dönüm kalır.

İşte dünya da öyle bir şeydir” demiş.

Aradan binlerce yıl geçmiş, Çinlinin hayal bile edemediği nüfusa ulaşmış ama dünyamız yedi milyara yettiği gibi artıyor bile.

Amerika’nın sömürüp semirdikten sonra çöpe attığı yiyeceklerle bütün Afrika halkları doyacak israfın içinde imiş.

Ormanların rezervlerini hesap eden şom ağızlılara aldırmadan çalışma yapan bilgin adamlar, maden kömürünü bulunca ormanlar biraz nefes almış.

Derken kömürün rezervlerini hesap eden ve ormanlara geri dönüleceğini söyleyen şom ağızlılar tekrar devreye girmişler.

Petrolü bulan bilim adamları hem ormanları kurtarmış hem şom ağızlıların ağzını kapatmışlar.

Ama onlar boş durmamış ve petrolün de biteceğini, kömür olmadığı için ormanlara geri dönüleceğini söylemişler ama gaz devreye sokulmuş.

Şimdilerde gazın da bir gün biteceğini söylemeye başlayacaklardı ki güneş enerjisi devreye sokulmaya başladı.

Dünyanın ömrü bitmeden güneşin enerjisi bitmez.

“İleride su savaşları olacak” diyen şom ağızlılar, işi, geçimi savaş yapmak olanların işini kolaylaştırırlar. Halkı su savaşlarını kaçınılmaz olarak şartlandırıyorlar.

Kurdun kuzuya suyumu bulandırma” dediğinde

Kuzu, ben derenin alt tarafındayım sen yukarıdasın, benim bulandırdığım su aşağı akar giser sana gelmez” dediğinde,

Kurt, geçen sene bulandırmıştın” der.

Kuzu, “ama ben geçen sene yoktum” dediğinde

Kurt, konuşma, seni yiyeceğim” der.

Savaşa bahane arayanlar için bahane bol.

Çocukluğumuzda bizden yaşlı olanlar bize bir soru sorarlardı “Dünyanın ağırlığı altı katrilyon, altı yüz trilyon olsa bu yıl bir milyon çocuk doğsa beşer kilodan beş milyon kilo eder. Dünyanın ağırlığı kaç oldu?” derlerdi ve düşünmeden cevap verenler altı katrilyon altı yüz trilyon beş milyar” derlerdi.

Halbuki yapılan evler, doğan çocuklar, ekilen ormanlar dünyadan alıp dünyaya yükleniyor. Yani artmıyor, eksilmiyor.

Bir ismi Rezzak olan, bir diğer ismi Mukıyt olan Rabbimiz ezeli ve ebedi olduğu için dünya her zaman üzerindeki canlılara yetecektir.

Yeter ki insanlar İslam’ın adaletinden ayrılmasınlar, ilim adamlarının ufuklarını kapatmasınlar ve Rabbimizin tabiata koyduğu hazineleri keşfe devam etsinler.

Rabbimiz buyurur, “Allah’ın nimetlerini saysanız, sayamazsınız. Şüphesiz Allah Ğafur’dur, Rahîm’dir.” (Nahl süresi ayet 18, İbrahim süresi ayet 34)

Bel fıtığında yapılan yanlış uygulamalar felç yapabilir

Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Halit Çavuşoğlu, bel fıtığının bel ve bacak bölgesinde ortaya çıkan ağrılara ek olarak hareket kabiliyetini kısıtlaması nedeni ile günlük yaşamı olumsuz etkileyen hastalıkların başında geldiğini söyledi.

Çavuşoğlu, “Ülkemizde bu konudaki bilimsellikten uzak ve yanlış uygulamalar nedeni ile hastalar kalıcı hasarlar sonucu sakat kalabiliyor. Bunların en tehlikelisi olan bel çektirme. Bel fıtığı olan kişilere yapıldığında fıtığın kopmasına ve hasta için bacaklarının felç olmasına sebep olmaktadır.” dedi.

Memorial Şişli Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Halit Çavuşoğlu, bel fıtığı ve tedavisi hakkında bilgi verdi. Bel fıtığı ağrı ve yürüme güçlüğüne sebep olabilir diyen Doç. Dr. Halit Çavuşoğlu, “Bel ağrısından sonra başlayan, genellikle tek taraflı bacak ağrısı belirtisiyle ortaya çıkan bel fıtığında erken teşhis normal yaşama kısa sürede dönebilmek açısından çok önemlidir. Ağrı uyuşma ile beraber olabilmekte ve ağrının yayıldığı bacakta kuvvet kaybı yaşanmaktadır. Eğer bası ilerlerse veya uzun süre kalırsa sinir görevini yapamaz hale gelir, adalelerde felç başlar, yürüme güçlüğü ve dengesizlik oluşur. Bunlarla birlikte hasta idrarını ve dışkısını tutamaz hale gelebilmektedir.” ifadelerini kulladı.

Çavuşoğlu, “Her bel ve bacak ağrısı fıtık anlamına gelmemektedir. Hayat kalitesini olumsuz etkileyen omurga eklemlerindeki sorunlar çeşitli nedenlere bağlı oluşabilmektedir. Ancak ağrı ve uyuşukluğun sıklaşması ve belirli sürede yatak istirahati ile geçmemesi durumunda mutlaka bir beyin ve sinir cerrahına başvurulması gerekmektedir. Tanı ve tedavi için detaylı öykü alınması ve fiziksel muayenenin önemi büyüktür. Kesin teşhis için MR çektirilir. MR fıtık ile aynı şikayetleri oluşturabilecek kist, kireçlenme, kemik erimesine bağlı omurga kırıkları, omurilik ve kemik tümörü gibi hastalıkları da göstermektedir.” diye konuştu.

Sert zeminde yatmanın ağrıları artırdığını söyleyen Doç. Dr. Çavuşoğlu şöyle konuştu: “Öncelikle 2-3 haftalık sıkı yatak istirahati basit fıtıklaşmalarla birlikte olan şikayetleri gidermektedir. Genel bilinenin aksine, sert zeminde yatmak sırt ve bel bölgesinde ezilmelere ve ağrının artmasına neden olmaktadır. Sinir üzerindeki baskıyı azaltmak ve sinirin kanlanmasını düzeltmek için yarı ortopedik yatakta omurilik kanalının en fazla genişlediği pozisyon olan cenin şeklinde yatılmalıdır. Oturmak disklere dolayısıyla bele daha fazla basınç yüklemektedir. Bu nedenle mutlak yatak istirahati yaparken genel ihtiyaçlar (yemek, tuvalet, vs.) için bile 20 dakikadan fazla oturulmamalıdır.”

Çavuşoğlu, “Omurga kırığı dışında korse takılması önerilmemektedir. Korse bele binen yükü geçici çözüm olarak azaltmasına rağmen, bele destek olan adalelerin zayıflamasına yol açarak, bırakıldığında ağrıların çabuk tekrarlamasına ve bağımlılığa yol açmaktadır.” dedi.

Bel çektirmenin felce götürebileceğini ifade eden Doç. Dr. Çavuşoğlu, “Bilimsellik dışı uygulamaların tedavide yeri yoktur. Bunların en tehlikelisi olan bel çektirme. Bel fıtığı olan kişilere yapıldığında fıtığın kopmasına ve hasta için bacaklarının felç olması, idrar ve dışkısını tutamama, cinsel fonksiyonlarının sona ermesi tehlikesinin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır.”

Ameliyattan 4 saat sonra taburcu olunabilir diyen Doç. Dr. Çavuşoğlu, “Zayıflamak ve egzersiz yapmak bel fıtığı tedavisi için oldukça yararlıdır. İstirahat tek başına yetmediği takdirde ilaç ya da fizik tedavi yöntemleri kullanılabilmektedir. Bu tedaviler ile sonuç alınamadığında ise hastaya cerrahi yöntem uygulanmaktadır. Tercih ‘mikro cerrahi tekniği’ ile doğal yapıyı en fazla koruyan ameliyat olmalıdır. Şikayet oluşturan bel fıtığına yapılan cerrahi tedavinin amacı; omurilik ve buradan çıkan sinirlerin sıkışıklığını giderirken, birçok anatomik yapıyı ve bel omurgasının hem yük taşıyabilme hem de hareket edebilme fonksiyonunu korumaktır. Radyolojik görüntüleme yöntemleri bel fıtığına yol açan yumuşak ve kemik dokuların ayrıntılı tespitinde kullanılmaktadır. Uygulanan mikrocerrahi yönteminde 1,5 cm’lik cilt kesisi ile doğal doku planları kullanılarak disk mesafesine girilir, böylece omurilik ve sinir dokuları rahatlatılır. Omurganın yük taşıyabilme ve hareket edebilme gücü bozulmadığı için hasta ameliyattan 3 saat sonra yürütülür ve ameliyattan 4 saat sonra taburcu olabilmektedir.” diye konuştu.

bu haber 1026 defa okunmuştur.
İhsan AKPINAR zaman: 16:49:00
Paylaş

BİRE ON SEVAP

Bir gün muhtaç bir adam gelip Hz. Ali’den bir şeyler istedi. Hz. Ali (r.a.) oğlu Hasan veya Hüseyin’den birine “Annene git, kendisine bıraktığım altı dirhemden birini al, getir.” dedi. Oğlu gitti, biraz sonra geri döndü ve “Annem o altı dirhemi un almak için sakladığını söyledi” dedi. Hz. Ali;
“Bir kul, Allâh’ın elindekine kendi elinde olana güvendiğinden daha fazla güvenmezse îmanı kâmil olmaz! Git, ona söyle, altı dirhemin tamamını göndersin” dedi.

Hz. Fâtıma (r.anhâ), altı dirhemi gönderdi. Hz. Ali de onları gelen kimseye verdi. Hz. Ali (r.a.) daha adımını atmamıştı ki yanına, devesini satmak isteyen bir adam geldi. Hz. Ali (k.v.) ile aralarında şu konuşma geçti:

- “Deveni kaça satıyorsun?” diye sordu.

- Yüz kırk dirheme.

- Parasını bir müddet sonra vermek üzere onu kapıya bağla. Adam da deveyi bağlayıp gitti. Derken başka bir zât çıkageldi ve

- Bu deve kimin? diye sordu. Hz. Ali (r.a.),

- Benim, dedi.

- Onu satıyor musun?

- Evet.

- Kaça?

- İki yüz dirheme.

- Peki, aldım, dedi.

Adam iki yüz dirhemi verdi, deveyi aldı. Hz. Ali, deveyi satın aldığı zâta yüz kırk dirhemi verdi, artan altmış dirhemi de Hz. Fâtıma’ya getirdi. Hz. Fâtıma,

- Bu, para nereden? diye sordu. Hz. Ali (r.a.);

- Bu Allâh’ın “Her kim bir iyilikle gelirse ona, o yaptığı iyiliğin on katı vardır.” buyurarak peygamberi vasıtasıyla bize va’d buyurduğudur.

(Yani, biz altı dirhem sadaka verdik Allâhü Teâlâ bize karşılığında on mislini verdi.) demektir.

MERKEZİ SİSTEME SAAT AYARI

Liselere yerleştirmede bu yıl ilk kez yapılacak olan 6 merkezî sınavla ilgili önemli bir değişikliğe gidildi. Sınavlar arası dinlenme süreleri 50 dakikadan 30′a düşürüldü.

Ortaöğretime geçişte 8. sınıflara uygulanacak merkezi sınavların arasındaki 50 dakikalık dinlenme süresinde Milli Eğitim Bakanlığı değişikliğe gitti. 28-29 Kasım tarihlerinde gerçekleşecek ortak sınavların süresi 40, sınavlar arasındaki dinlenme aralığı ise 30 dakika olacak.

Ortaöğretime geçişte bu yıl ilk kez uygulanacak olan merkezî sınavlara 3 hafta kaldı. 8. sınıf öğrencileri, 28 Kasım Perşembe günü Türkçe, matematik ve din kültürü; 29 Kasım Cuma günü ise fen, inkılap tarihi ve yabancı dil derslerinden ortak sınava girecek. Yaklaşık 1,5 milyon öğrenciyi ve ailelerini yakından ilgilendiren sınavlarla ilgili önemli bir değişiklik yapıldı. Sınavlar arasında dinlenmek için verilen 50 dakikalık molalar, 30′a indirildi. Düzenlemeyle ortak sınavların süresi 40, sınavlar arasındaki dinlenme zamanı ise 30 dakika oldu. Zaman’ın dün manşetten duyurduğu haberde eğitimciler, 50 dakikalık sürenin fazla olduğuna dikkat çekmişti. Bu durumun, sonraki sınava girecek olan öğrencide kaygı artışına sebep olabileceğini vurgulamıştı.

Merkezî sınavlar arasında verilecek dinlenme sürelerinin 30 dakikaya düşürüldüğü haberini, Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Yusuf Tekin verdi. Dün sabah saatlerinde sosyal paylaşım sitesi Twitter hesabından açıklama yapan Tekin, Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) Sınavı ile ilgili geçtiğimiz hafta Türkiye genelinde pilot uygulama yapıldığını söyledi. Uygulamada, 50 dakikalık araların uzun olduğunun tespit edildiğini ifade etti. Tekin şu bilgiyi paylaştı: “Bu uygulamada olası aksaklıkları gördük. 50 dakika sınav arası çok uzun bulundu. Bu nedenle sınav saatlerini ‘40 dakika sınav, 30 dakika ara’ şeklinde düzelteceğiz. Sınav 12.00′de bitecek.”

Eğitim uzmanları, ortaokul öğrencileri için kritik öneme sahip 6 merkezî sınava yönelik özellikle öğretmenlere görev düştüğü görüşünde. Çamlıca Anafen Koleji Eğitim Koordinatörü İsmail Köksal’a göre olumsuz bir hava oluşmaması için öğrenciler dinlenme sürelerinde bir sonraki dersin hazırlığına yönlendirilmeli. Öğretmen, önce çocuklarla bir sohbet edip ‘sınav nasıl geçti?’ gibi sorular sorarak rahatlatıcı bir konuşma yapmalı. Sınav çıkışında arkadaşlarıyla soruları değerlendirmemeleri konusunda öğrencileri uyarmalı. Molalar daha çok dinlenme ve basit ikramlarla geçirilmeye çalışılmalı.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.