Etiket Arşivi: DİN

27 NİSAN 2010′DA MEHMET TALU ERZURUM’DA

Yenişehir Solakzade Cami’nin yanında ERZURUM BÜYÜKŞEHİR BEL. KÜLTÜR MERKEZİ’nde saat 19.30 ‘da sohbet edecek.Tüm Erzurumlular davetlidir.

DEDİĞİMİ DENEYİN(DEVAMI)

Her gün dünyada ve Türkiye’de olup bitenlere kısaca bir kulak verdikten sonra bu gün ben bu dünya ve dünyalılara karşı görevlerim nedir, bu dünya ve dünyalılardan benim hakkım nedir? Diyerek harekete geçmeli ve her ikisini de Hakkın koyduğu kurallar içinde görevini hakkıyla yerine getirmeli.
Şunları ise hiçbir zaman ihmal etmemeli:
Sabah kalkarken Bismillah çekerek kalkmalı.
Abdest alırken önce dişleri fırçalamalı.
Sabah namazını kılmalı.
O günlük işlerini ihmal etmemeli.
Verdiği sözleri yerine getirmeli.
Yolda giderken tanıdığına tanımadığına selam vermeli.
Büyüklere saygılı, küçüklere sevgili olmalı.
Gülümsemenin sadaka vermek gibi olduğu bilinmeli ve insanlara bakarken taciz bakışıyla değil, huzur ve güven veren bir bakışla bakmalı.
Güçlülere yaltaklanmaktan, zayıflara efelenmekten uzak durmalı.
İnsan içinde burnuyla oynamamalı.
Tükürüğünü mendiline atmalı.
Toplum içinde gerinerek esnemekten kaçınmalı.
Esnemeyi gerektiren tembellikten sakınmalı.
Öksürük ve geğirme esnasında ağzını eliyle kapamalı.
Gıybet ve iftiradan uzak durmalı.
İnsanları üzecek, utandıracak kelimeler konuşmamalı.
Fakirlik, hastalık gibi kötü durumlarını ehli olan zengin ve doktor gibi insanlardan ve Allah’tan başka kimseye söylememeli.
Söylerseniz, dostlarınızı bir şey yapamadığı için üzersiniz, düşmanlarınızı sevindirirsiniz.
Kızdığınız kişiye karşı hemen dilinizi tutunuz. O halde iken bir kötü söz çıkar ki geriye dönüşü olmaz.
Kazandığınızın bir kısmını fakirlere yardım ediniz. Verdiğiniz şey malınızın en iyilerinden olsun.
Kazandığınızda şımarmayın, kaybettiğinizde üzülmeyin.
Metin olun çalışmaya devam edin.
“Olanda hayır vardır” deyip kazaya rızayı devam ettirin.
Yemekten önce elleri yıkayın. Yemekten sonra da ağzınızla beraber yıkayın.
Acıkmadan yemek yemeyin.
İyice doymadan yemekten kalkın.
Lokmanız küçük olsun, çokça çiğneyin.
Yemeğin başında Bismillah çekin, sonunda Elhamdülillah deyin.
Günlük Kur’an’dan bir bölüm okuyunuz.
Yakınınızdaki camide vaaz varsa günde bir vaaz veya bir konferans dinleyiniz.
Alim ve salih insanlarla beraber olun. “İslinin yanında is kokar, mislinin yanında mis kokar demişler.
Kötü huy, bulaşıcı hastalık gibidir. Onlarla ilişki, doktorun hastasıyla olan ilişkisi gibi olmalıdır.
Herkes hakkında iyimser olunuz ama tedbiri elden bırakmayınız.
İşinizi sağlam yapınız.
Hastalıkta ve sağlıkta dost ziyaretlerini ihmal etmeyiniz.
Hediyeler götürünüz.
Ana-babanızın gönlünü alınız, nasihatlerine kulak veriniz.
Dostlarınızı severken göklere çıkarmayınız, düşmanlarınızı yererken yere batırmayınız. Ayıp araştırıcısı olmayınız.
Burnunuz kötü kokulara değil iyi kokulara alışkın olsun.
Yolda giderken bakışınızla, ayak sesinizle veya yüksekten konuşarak kimseyi rahatsız etmeyiniz.
Çocuklarınıza beddua etmeyiniz.
Hayır dua ediniz.
Sevgiyle büyütünüz.
Kimseye haset etmeyiniz.
Çalışınız.
Kimseye yük olmayınız.
Kendi işinizi kendiniz görünüz.
Sahip olduğunuz mal veya makam üzerinden sohbet etmeyiniz.
Başkasının malını veya makamınıı aşağılamayınız.
Yapılan yanlışları usulüne uygun olarak gidermeye çalışınız.
Çarşıdan aldığınız eşyayı açık olarak getirmeyiniz.
Komşunuz aç iken tok sabahlamayınız.
Evinize güleç yüzle dönünüz.
Küçücük de olsa bir hediyeniz olsun.
İş sorunlarınızı anlatarak evin tadını kaçırmayınız.
Helal yiyeceklerle bedeninizi, ibadetle ruhunuzu gıdalandırdıktan sonra abdestli olarak dualarla yatağınıza giriniz.
Kafaya bir şey takmayınız.
İş, olacağına varır.
Allah’ın dediği olur.
MİLLİ GAZETE YAZARI MAHMUT TOPBAŞ’TAN ALINTIDIR.

ATEİST’E GÜZEL CEVAP

Ateist bir adam bir gün ormanda geziyor ve etrafındaki güzelliklere bakıyormuş Evrim ne güzellikler yaratıyor! diye düşünüp mest oluyormuş. Birden arkasında kocaman bir ayı belirmiş ve onu kovalamaya başlamış Adam bütün gücüyle kaçıyormuş ama her arkasına bakışında ayının daha hızlı olduğunu fark ediyormuş. Dakikalarca süren bir kaçışın sonunda adamın ayağı yerdeki bir dala takılmış, ayı adamın üzerine atlamış, pençesini kaldırmış, tam vurmaya hazırlanırken adam
- ‘Allahım! diye bağırmış.
Bir anda zaman durmuş, ayı donmuş, ormandaki nehir bile akmaz olmuş, bir anda orman kararmış ve gökyüzünden bir ışık huzmesi adamın üzerine parlamış. Çok derinden gelen ilahi bir ses adama;
- ‘Yıllarca bana inanmadın, yaratılışı kozmik bir kazaya bağladın, sana bu durumda yardım etmemi mi istiyorsun? Seni sevgili bir kulum mu saymalıyım?‘ demiş.
Adam utanç içinde:
- ‘Biliyorum bunca yıldan sonra dindar biri olmayı istemem haksızlık, ama hiç olmazsa ayıyı dindar yapabilir misin?‘ demiş.
- ‘Peki‘ diye karşılık vermiş ve ışık kaybolmuş.
Nehir tekrar akmaya başlamış her şey eski haline dönmüş. Ayı pençesini indirmiş, iki pençesini de göğe doğru çevirmiş ve konuşmaya başlamış;
- ‘Allahım, senin rızkınla orucumu açıyorum, hamdolsun bana verdiğin nimetlere.

1001 HATİM DUASI ERZURUM’DA YAPILDI

1001 HATİM

Erzurum’da gelenek haline gelerek yapılan 1001 hatim okuması bugün bitti.15 Ocak 2010 Cuma günü Ulu Cami’de halkın yoğun katılımıyla Cuma Namazı öncesinde duası yapıldı.

Bu yılki okunan hatim sayısı 12.750′dir.

Hatmi okuyan,okutan ve sebep olanlardan Allah(cc) razı olsun

BİR MUHASEBE YAPALIM

Sevgili okurlarım!
Gelin, hemen şimdi şöyle bir muhasebe yapalım. Hepimiz müdrikiz, elhamdülillah…
. Her sabah yeni bir başlangıçtır.
. Her gün bir bütündür.
. Öyle ise, her sabah uyanınca, bugün nasıl iyilik, hizmet ve hayırlı faaliyet yapabilirim, diye düşünüp plânlayalım.
. Yeri geldiğinde elimizden geliyorsa iyilik yapmayı, hizmet yapmayı ertelemeyelim…
Her sabah uyanınca:
. Nefsimizi engelleyeceğimize,
. Kin beslemeyeceğimize,
. Haset etmeyeceğimize,
. Kibirlenmeyeceğimize,
. Kıskançlıktan uzak duracağımıza
. Kimseye kem (kötü) gözle bakmayacağımıza,
. Kimseyi kırmayacağımıza,
. Kimseyi aldatmayacağımıza,
. Yalan konuşmayacağımıza,
. Tanıdık, tanımadık herkese selâm vereceğimize,
. Herkese tebessümle bakacağımıza,
. İbâdetlerimizi yapacağımıza,
. Namazlarımızı vaktinde kılacağımıza,
. Haramlara tevessül etmeyeceğimize,
. Helâl olanlarla iktifa edeceğimize,
. Hilekârlık yapmayacamıza SÖZ VERELİM…
. Sadece yediklerimizle yaşayamayız. O hâlde, hergün kültürümüzü, bilgimizi artıralım… Ahlâkımızı yüceltip güzelleştirmeye gayret edelim…
. Ülkemizin hâli yürekler acısı, “Onu nasıl düzeltebiliriz? Bozulmada bizim payımıza düşen nedir? Bozukluğu gidermenin çaresi nedir?” sorularının cevabını bulalım… Gereğini mutlaka yerine getirelim…
. Her gün kitap okuyalım. Çünkü kültürün, ilmin, hikmetin kaynağı kitaplardır.
. Eskiden Müslümanlar, bugünkü kadar göz ve kulak günahı işlemezlerdi. Şimdi televizyon, radyo, basın, kalabalık şehirler bu günahların patlamasına yol açtı. Her yer günah galerisi hâline geldi. Günah arenaları oluşturuldu. Bunlardan nasıl korunacağız? Bu konu üzerinde asla ihmalkârlık etmeden durmalıyız. Çareleri mutlaka tatbik etmeliyiz.
. Çevremize iyi örnek güzel önder olmaya söz vermeliyiz… Sözümüzün eri olmalıyız…
. Az sadaka çok belâyı def eder. Sadaka vermeyi ihmal etmemeliyiz. Hiç olmazsa karşılaştıklarımıza güler yüzle bakmalıyız… Bu da bir çeşit sadakadır.
. Sadaka deyince sokak başlarında, caddelerde, köşelerde bucaklarda dilenen profesyonel isteyicileri anlamayalım. Bunlara verilenler sadaka sayılmaz. Yardıma muhtaç gerçek fakirler hayâlarından dolayı bir şey isteyemezler. Bizler onları arayıp bulmalıyız… Gerekeni de bunlar için yapmalıyız…
Her sabah, bu gün en az:
. Bir yetimi sevindirmeye,
. Bir fakiri memnun etmeye,
. Bir akrabamızı bizzat (veya telefonla ya da diğer ileşitim vasıtalarıyla) arayıp hatırını sormaya,
. Bir komşunun durumunu öğrenmeye,
. Bir muhtacı arayıp bulmaya, bulup da ihtiyacını gidermeye,
. Hiç olmazsa bir kişinin sıkıntısını gidermeye,
. Bir kişiye iyiliği tavsiye edip kötülükten vaz geçirmeye,
. Bir kişiye nasihat etmeye,
. Bir kişiye Kur’an’dan bir âyet nakletmeye,
. Bir kişiye Peygamberimiz efendimiz (S.A.V.) bir hadisini tebliğ etmeye KENDİ KENDİMİZE SÖZ VERELİM…
Var mısınız böyle delikanlı, hakiki müslüman olmaya?
İşte hodri meydan…
YAZAR: MEVLÜT ÖZCAN

Yumurtada “Allah” “Muhammed” yazısı


Van’da üzerinde Arapça harflerle ‘Allah’ ve ‘Muhammed’ yazan yumurta görenlerin ilgi odağı oldu.
Seyrantepe Mahallesi’nde ikamet eden ve Bahçivan Mahallesi’nde esnaflık yapan Yakup Özoral isimli vatandaş, yemek hazırlığı yapan eşinin çocuğunu kümese göndererek yumurta almasını istediğini söyledi. Çocuğunun, kümesten aldığı yumurtaların arasında değişik olanı görünce kendisine getirdiğini anlatan Özoral, “Ben de yumurtaya bakınca üzerinde Arapça Allah ve Muhammed yazısını görünce kırmaktan vaz geçtim. Daha sonra yumurtayı bir hocaya götürdüm o da baktı ve yazılar teyit etti. Ben de yumurtayı iş yerime getirerek gelen müşterilere gösteriyorum. Görsünler ve ibret alsınlar” dedi.
Özoral, yumurtayı şeffaf bir kutunun içine koyup gelen müşterilere gösterdikten sonra masasının çekmecesinde muhafaza ediyor.

Profesör nasıl Müslüman oldu?

Hidroloji (su ile ilgili bilim) sahasında Japon uyruklu sahasının söz sahibi profesör bir âlim var. Çalışmaları neticesinde Müslüman olmuş bir âlim, faziletli insan.
Bu zat bir hidrolog, suyu araştıran bir adam.

Suyun içinde çok nimetler var. Saymaya kalkın bu nimetleri; “sayamazsınız” diyor yüce Rabbimiz (Nahl suresi)

Japonya’da dünyanın en kıymetli bir ekmeği var. Japonlar yapıyor bu ekmeği. Ekmeğin % 20′si protein (yani et) % 80′i de diğer maddeler olan bir ekmek. Bu ekmek, dünyanın en kıymetli ekmeği. “Deniz yosunu”ndan yapıyorlar.

Denizlerdeki yiyecekler topraktan daha fazla yeterlidir. Deniz mahsulleri, deniz mamuleri deniyor bunlara.

İlim adamları okyanuslarda 800 metreye indiklerinde bir takım balıklara rastlamışlar. O balıkların kafalarında 800 volt ışık saçan lambalar var. Etrafa ışık saçıyorlar. Lambalı balıklar.

Şu görülüyor: Denizlerdeki mahlukat dünya nüfusunun 1,5 kat daha fazlasını doyuracak gıda taşıyor. Bilineni bu kadar, hakikatı Allah (CC)bilir.

Bu Japon profesör, sular hakkında çalışmalar yapıyor. Ayrıca, daha önce bu konuda söylenen sözleri de toparlıyor. “Çeşitli milletler su konusunda ne demişler?” diyor. Araştırıyor, inceliyor, çalışmalarını kayda geçiyor. Milletlerin dediklerinde sıra Araplara gelince âlemlere rahmet Hz. Muhammed (SAV)’in şu sözüyle karşılaşıyor:

“Güneşte ısınmış su ile abdest ve gusül almayın…”

Bu ifade profesörü hayrete düşürüyor. Bu zat, böyle bir suyun daha tabii, daha kıymetli olması lazım, diyor.

“Neden Muhammed böyle bir kayıt koymuş”diye adamı merak sarıyor. Güneşte ısınmış suyu araştırmaya başlıyor.

Normal gölgede bulunan bir suyu inceliyor; anormal bir şey bulamıyor.

Güneşte ısınan suyu alıp mikroskobun altında inceliyor, bakıyor ki, o suyun içinde güneşteki ultraviyole ışınlarının meydana getirdiği milyonlarca bakterilerin oluşturduğu canlılar fıkır fıkır kaynaşıyor. Yeni doğmuş çocuğa güneşte ısınan sudan 10 çay kaşığı içiriyor. Bu suyu içen bebeğin kan dolaşımı bozuluyor ve sapsarı bir hal alıyor.

Bu manzara karşısında Japon profesör şaşırıp kalıyor.

Diyor ki:

Çölün ortasında Muhammed nasıl olur da 150 milyon kilometre mesafeden gelen güneş ışınlarının canlılık taşıdığını ve bu canlı mahlukatın, bakterilerini nereden bilir? Bunun bir kaynağı vardır diye düşüyor peşine; Hz.Allah’ı buluyor, Müslüman oluyor.

Adam akıllı adammış. Aradığını bulan, bulunca da hakikate teslim olmasını bilen adam. Bizdeki kalın kafalı, inat, düşmanlığında dayatmacı, körükörüne saplantılı profesör ama cahil kalmışlar gibi değil. Arayan, soran, araştıran, neden ve niçinleri üzerinde duran, işin öbür ucunda Allah’ın güç ve kudretini sezen, sonunda teslim olunması gerekene teslim olan kişi ilim adamlığı vasfı olan kişidir. İlim adamı yaftalı film adamları bu sonuca erişemez. Üniversitelerimizin acınacak hali de böylelerin marifetidir. Allah (CC) böylelerinin şerrinden bu milleti, insanlarımızı ve insanlığı korusun ve kurtarsın… diye dua edelim…

Su içmenin önemi kadar banyo yapmanın da önemi vardır. Su içmek, yemeklerde ve içeceklerde kullanmak, temizlik yapmak, yıkanmak ve paklanmak için hep su gerekli.

Zor ve yorucu bir günün sonunda alınan banyonun yorgun bedene pek çok faydası vardır. Vücudun gevşeyip rahatlamasına vesile olur. Su sayesinde beden, bütün katı maddelerden tecrid olunur.

Vücut suyun ısısına bağlı olarak ısınan damarlar genişler. Kan dolaşımı hızlanır. Su insanın ağırlığını azalttığı için omurgaya binen yük azalır. Omurga kemiklerinin arası açılır. Su basıncının da yardımıyla mafsallar rahatlar.

Ayrıca su, vücudun elektriğini de alır. Böylece hem psikolojik hem de fizyolojik rahatlama sağlar.

Su, işte bu derece hayatımızın olmazsa olmazlarındandır. Allah (CC), suyumuzu ve soyumuzu bereketlendirsin…

DUA

Sıkıntılar ve düşmanlar arasında boğuşup durduğumuz bir hayat yaşamak kaderimizdir. Dertsizlik arayışı içinde değiliz.
Rabbimizin bizi sınamayı murat ettiğini elbette biliyoruz. Biz aciziz, O kadirdir. Biz hastayız, O şifa verendir. Biz faniyiz, O ebedidir. Biz yalvaracağız, O verecek. Biz ağlayacağız, O güldürecek. Kim bizim duamıza cevap verebilir O’ndan başka? Kim burukluğumuzu giderebilir? Kim bize bizden daha merhametli olabilir? Kimdir muhtaç olmayan, herkesin ona muhtaç olduğu? Var mı O’ndan başka samed olan?
Baştan sona acziyet içindeyiz. Muhtacız. Elinden tutulmaya, yardım edilmeye muhtacız. İstemeye mahkûmuz. Verilmese aç kalırız, naçar düşeriz. Umudumuz sönerse yıkılırız, gözümüzün feri, dilimizin neşesi gider.
İstememiz ayıp değil, yalvarmamız kabahat değil.
İlk insandan son insana kadar en büyük hakikatlerden biridir bu: Biz isteyeceğiz, Rabbimiz verecek.
O ne büyük bir mevlâdır ki, kendisinden istenince memnun olur. İsteyeni sever, istemeye yanaşmayanı sevmez. O büyük mevlâdır, kapısı ne büyük kapıdır.
İstememizin, acziyetimizin, kapısında durmamızın adı olan dua bizim yegâne silahımızdır. Duamız bizi ayakta tutar. Duamız sayesinde listelerde adımız yazılı kalır. Bunun için dua, olduğu gibi ibadettir. Kulluğun ta kendisidir. Duamızla namazımız, orucumuz, haccımız, kurbanımız bitişiktir. O kadar dua ile iç içeyiz ki, yatarken, kalkarken, yerken, içerken, tuvalete girerken muhakkak bir duamız vardır. Sığınacağımız kapımız belli olsun diye, umudumuz sönmesin için duamızın olmadığı bir yer bırakılmadı. Ne zaman daralsak, midemizde bir sancımız olsa, başımız ağırsa, dişimiz sızlasa kapımızı bilir, oraya yöneliriz. Dua silahımız, gıdamız, ahengimizdir.
Dua büyük bir ibadettir. Kendi başına bir ibadettir, diğer ibadetlerin başında, dibinde bir ibadettir. Dua ile dolar dua ile boşalırız. Dilimiz döndükçe, gözümüz gördükçe, ağlamayı, gülmeyi becerebildikçe dua ile oturur, dua ile kalkarız. Çünkü dua ibadetin özü, kulluğun simgesidir.
Dua ibadet olduğuna göre
Dua ibadet olduğuna göre onu her hangi bir ibadet ciddiyetinden aşağı tutmamız mümkün değildir. Duayı, yapmış olmak için yaptığımızda ona dua adını veremeyiz. Muhakkak gözyaşı akıtmak gerekmese de laubali olmak da uygun düşmez. İsteyenle kendisinden istenen arasındaki azamet farkını idrak edemedikten sonra, tekrarlanan duanın ayet, hadis kaynaklı olması bile ne anlam ifade edecek?
Dua en kolay ibadetlerdendir. Karada, denizde, havada, sağlıklı iken, hastalıkta, zenginden, fakirden, gece, gündüz yapılabilir. Gökler var oldukça, denizler tutuşmadıkça dua silahtır.
O zikirdir, namazdır, istiğfardır, haykırıştır. Adı ne olursa olsun dua en büyük silahımız, yegâne çaremizdir.
Dua elimizdeki en canlı kulluk belgemizdir. Onunla günahlarımızdan temizlenir, onunla makamımızı yükseltiriz. Onun en büyük ibadetlerden olduğunu gösteren bir işaret olarak, Kur’an’ın dua olan Fatiha suresi ile başlaması yeterlidir.
Dua yaşarken ve öldükten sonra bile bize yararı devam eden bir ibadettir.
Peygamberler, salihler hep dua ettiler. Dua ile yüceldiler.
Duana bak gerisine takılma
Dua, bizim kanuni bir hakkımız değildir. Dua, Rabbimizin bize lütfüdür. Dolayısıyla dua eden şu kadar gün içinde cevabını alacağını beklemek yerine, dua edip rahat etmeyi tercih etmelidir. Duanın ciddiye alınmasının kabulüne etkisi olduğuna göre, duanın sonuçlarını görmeyi şart koşmak gibi bir tutum, duada kabulü engelleyen nedenlerden olur.
Çizgiye dikkat
Dua bir ibadettir. İbadet olduğu gibi ciddiyettir. İbadetten ticari kazanç beklemek ibadet ciddiyetiyle ters düşer. Dua terbiyesini aşan tutumlar günübirlik kazanç kaynağı üretebilir ama dua maksadını yakalayamaz. Mezarlıklarda, ölünün yararından çok ölü yakınlarının duygularını kamçılamak için yapılan dualar gülünç değildir de nedir? Bir peygamberin mezarı başında söylenebilecek kadar abartılı, yerli yersiz sözler, boş övgüler, süslü ifadeler, sanata dönüştürülmüş, şiirsel ifadeler kime anlatılmak istenir? Kimin rızası kazanılacak orada? Duymayan bir Allah’a mı bağırılıyor, meyyitin yakınlarına mı?
Kesinlikle dua o değildir. Duanın edebiyatının oluşması asla samimiyetle bağdaştırılamaz. Kalıp ifadeler, ne anlama geldiği bilinmeden kafiyeye uyduğu için tekrarlanıp durulan ifadeler ticaridir, teşhir içindir. Kendimizi aldattığımız şeylere meleklerin de inanacağını beklemenin bir anlamı olmaz. Bir damla samimi gözyaşı ile anlatılan dert, kiralık sistemlerle dillendirilen anlatımlardan çok daha samimidir, kabule çok daha yakındır.
Duanın bile müzik eşliğinde yapılır hale gelmesinden sonra hangi kıyamet alametini beklesek acaba?
Birbirimizi tatmin etmek için dua meclisleri kurmamız iyi bir akla hizmet değildir. En büyük fırsatlardan birini heder etmiş oluruz. Duanın dekor malzemesi olarak kullanılması abestir. Bu iş camide veya mezarlıkta yapılmış olmakla dinilik yönü güçlenmiş olmaz.
Duanın suiistimal edilmesi tam anlamıyla bir ibadetin suiistimal edilmesidir. Durum bu olunca bizim dualarımız daha çok duaya muhtaç demektir.
Her yer dua yeri, her zaman dua zamanıdır
Nefsin bunalan, şehvetlerinden sıkışan, kendini zapt etmekte zorlanan duaya sarılsın.
Eşinden daralan, umduğunu bulamayan duaya sarılsın.
Çocuklarından yorulan, umudu tükenmek üzere olan, sabrını yitirdi yitirecek hale gelen duaya sarılsın.
Komşularından, akrabalarından, dostlarından darbeler yiyen duaya sarılsın.
Ticareti azalan, işleri iyi gitmeyen, borçları ödenmeyen duaya sarılsın.
Hastalanan, çaresizlik içinde yataklarda kıvranan duaya sarılsın.
Çocuğu olmadığı için garip kalan duaya sarılsın.
Tarlası mahsul vermediği için yüzü gülmeyen duaya sarılsın.
Uyku uyuyamayan, ümmetinin dertlerinden kedere boğulan duaya sarılsın.
Duaya sarılan, kendisine pek yakın bir Allah bulacaktır. Rahmeti ile kullarına muamele eden Allah’ın rahmetini, dertlerine çareler lütfettiğini görecektir.
Önemli ipuçları
1-Dua ihlasla yapılır, boynu büküklerin duası şımarıkların duasından daha makbuldür.
2-Tevbe duayı güçlendirir.
3-Bir kere dua edip çekilmek yerine, sürekli dua etmek, aynı şeyleri tekrar tekrar istemek gerekir.
4-İnsan keyfi yerinde iken dua etmesini bilmelidir ki, dara düştüğünde dua etmesinin bir anlamı olsun. Ama yine de her zaman dua bizim içindir.
5-Duada edebiyat, reklam yoktur. Dua en edepli olmamız gereken konumumuzdur. Ses güzelliğine, kostüme, iltifata bakarak duaya puan vermekle sadece kendimizi aldatmış oluruz. Bize kalan bir ibadeti suiistimal etmenin vebali olur.
6-Duada eller kaldırılır, sünnettir.
7-Dua için daha uygun olan anlar ve mekânlar vardır. Onları kollamakta yarar vardır. Ama bu sadece daha üstün olma seviyesidir. Dua her zaman ve her yerde vardır.
MİLLİ GAZETEDEN ALINTIDIR

AHİRET HAZIRLIĞINIZ VAR MI?

Birgün Peygamberimiz Efendimiz Hz.Aişe’nin dizine başını koyup uyuyakalmıştı. Bu anamız, Peygamberimizi seyrederken o an âhireti hatırladı ve gözünden yaşlar dökülmeye başladı. Gözyaşları Resulüllah’ın yanaklarına damlayınca Efendimiz uyandı.
“-Niye ağlıyorsun ey Aişe*” diye sordu.
Hz.Aişe:
-Ahireti hatırladım ey Allah’ın Rasulü. Orada âile efradınızı hatırlar mısınız?
Efendimiz (SAV) şöyle buyurdular:
-Allah’a yemin ederim ki, kıyamet günü insan üç yerde kendini düşünür, başkalarını düşünemez. Oralar:
1-Mizan kurulup ameller tartılacağı zaman. Bu anda insan, sevapları hafif mi, yoksa ağır mı basacak diye oraya bakar.
2-Amel defteri verildiği zaman. Bu sırada amel defterini sağından mı, solundan mı alacağına bakar.
3-Sırattan geçerken.
Muhterem cemaat!
O mahşer günü çok dehşetli bir gündür. O gün kimseden yardım görülmez.
Peygamberimiz Efendimiz buyurdu ki:
İnsanoğlu kıyamet gününde dört soruya cevap vermedikçe Rabbinin huzurundan ayakları ayrılamaz.
1-Ömrünü nerede çürüttüğünü,
2-Gençliğini ne suretle yok ettiğini,
3-Servetini nereden kazanıp nereye sarfettiğini,
4-Bilgisi ile harekette bulunup bulunmadığı.
Muhterem cemaat!
Bu insanın en çetin imtihanıdır.
Çürüyen ömür dakikalarının, eskiyen gençlik yapraklarının hesabı verilecek. Malın teker teker kazanılan yerler dile getirilecek. Sarfedilen yerlerin muhasebesi yapılacak. İlmiyle amel edip etmediği de ortaya çıkmış olacaktır.
Efendimiz aleyhisselat-ü vesselâm:
“İnsanoğlu iki şeyi hiç hoş görmez:
1-Ölümü,
2- Az malı.
Ölüm onun için fitneden hayırlıdır.
Az malın da hesabı az olur.”
Muhterem cemaat!
Kıyamet günü Allah (CC) herkese hesap soracak. Kimin hakkı kimde varsa, hak sahibine kesinlikle verilecek.
Hesaptan kurtuluş yok. Bu bakımdan dünyada iken helâlleşmek gerekir.
İnsanlarla hak-hukuk gözetmeyen insan, iflâsın eşiğindedir. Helâle-harama riâyet etmeyen kimse iflâsın eşiğindedir.
-Nasıl bir iflâs bu?
-Parasını kaybeden, malını batıran, sermayesini kaybeden mi?
-Hayır!
Peygamberimiz müflisi şöyle açıklıyor:
“Ümmetimin müflisi o kimsedir ki kıyamet günü kıldığı namaz, tuttuğu oruç ve verdiği zekât ile gelir. Fakat şuna sövmüş, şunun hakkını yemiş, şunun kanını dökmüş, şunu dövmüştür. Bunun sevaplarından şu şu alınır. Eğer haksızlık etmiş olduğu kişilere olan borcu ödenmediğinden sevapları tükenirse bu sefer onların günahları alınır ve bu kişinin sırtına yüklenir. Sonra da cehenneme atılır.”
Bir başka hadiste:
“Kıyamet günü her hak, sahibine verilecektir. Hatta boynuzlu koyun, boynuzsuzundan hakkını alacaktır” diye beyanda bulunarak mahşere hazırlıklı olmamız konusunda dikkatimiz çekiliyor. Gereğini dikkate alalım, muhterem cemaat!
MEVLÜT ÖZCAN’DAN ALINTIDIR.

1001 HATİM DUASI ERZURUM’DA ULU CAMİDE YAPILDI

26 Kasım 2008′de başlanılan binbir hatimin duası 09 Ocak 2009 Cuma günü Erzurum’un en büyük camisi olan Ulu Camide halkın yoğun iştirakıyla yapıldı.
Erzurum’da 1001 hatim için bu yıl okunan hatim sayısı 6590′dı.Okuyanların tümünden Allah(cc) razı olsun.
Bugünkü manevi atmosferden bahsedek olursak; bir cami tıklım tıklım doldu.
-İnsanlarıı cami almadı.
-İç ezanı iki müezzin okudu.Maşallah sesleri çok güzel.
-Ulu cami İmam hatibinin Kur’an-ı Kerim okuması çok güzel.Ayrıca hitabetini de beğendim.Bugünkü sözde demokrat sosyal Hristiyan ülkelerin Filistin’deki olayları tepkisiz kalmasını Kur’an-ı Kerimden açıkladı:
Müslümanların başına bir şey geldiklerinde onlar(Müslüman olmayanlar) kör,sağır ve dilsiz olurlar ayet mealini söyledi.
Tarih boyunca müslümanların en büyük düşmanlrının Yahudiler olduğunu,olacağını ifade etti.
Bu olayları 1400 küsür yıl önce ifade eden Kur’an-ı Kerim’in mucizevi özelliği olduğunu söyledi.
-Filistin halkına yardım etmeliyiz.
-Namazdan sonra tüm Türkiyede Filistin halkı için yardım toplandı.
NOT 1:1001 hatim nedir? Tıklayın,Öğrenin.
NOT 2:ŞARJIM AZ OLDUĞU İÇİN TAM ÇEKEMEDİM
İHLAS VE FELAK SURESİ ERZURUM ULU CAMİ

1001 HATİM İÇİN ULU CAMİYE GELEN HALK